Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüseyin Saygılı
Hüseyin Saygılı

DENİZ GÖKTAŞ MAMAK’LIYMIŞ!

Bazı cümleler vardır, tek başına bir hayatı anlatır.

“Deniz Göktaş, Mamak’lıymış.”

Bunu duyar duymaz yıllar öncesine gittim. Bir isimden çok daha fazlası canlandı gözümde. Bir semt, bir dönem, bir kuşak…

Yoksulluğun, dayanışmanın, direnişin ve umudun aynı sokakta yaşadığı günler.

Bilen bilir…

Bilmeyenler için ise Mamak sadece Ankara’nın bir ilçesi değildir. Mamak, Türkiye’nin yakın tarihine düşülmüş canlı bir dipnottur.

1960’lı yıllarla birlikte Anadolu’nun dört bir yanından insanlar büyük şehirlere göç etmeye başladı. Çorum’dan, Sivas’tan, Erzincan’dan, Malatya’dan, Tunceli’den, Kayseri’den, Kırşehir’den gelen binlerce aile, sırtlarında yalnızca umutlarını taşıyordu.

Evleri yoktu.

Ama dayanışmaları vardı.
Birlikte küçük odalarında, bahçelerinde içtikleri çayları vardı.

Bir gecede yapılan evlere “gecekondu” denmesinin sebebi buydu. Bir arsa bulunur, komşular kazmayı küreği omuzlar, imece kurulurdu. Kimsenin “Bu benim işim değil.” deme lüksü yoktu. Çünkü herkes biliyordu ki bugün yapılan ev başkasının, yarın yapılacak olan kendi evidir.

Elektrik çoğu mahalleye henüz uğramamıştı.

Su, belediyenin borularından değil, omuzlara alınan sırıkların iki ucuna asılan helkelerle taşınırdı. O suyla çocuklar yıkanır, yemek pişer, duvar sıvanır, çay demlenirdi.

Yoksulluk vardı ama yalnızlık yoktu.

Tuzluçayır’ın, Natoyolu’nun, Şahintepe’nin, Kartaltepe’nin, Şirintepe’nin, Saimekadın’ın, Keçikıran’ın, Hüseyingazi’nin sokaklarında insanlar birbirlerinin kapısını çalmadan içeri girecek kadar yakındılar.

Sonra dünyanın rüzgarı Mamak’a da uğradı.

1968 kuşağının özgürlük hayalleri bu sokaklarda yankılandı.

Üniversiteli gençler yalnızca ders çalışmıyordu, mahallenin çocuklarına ders veriyor, işçilerin, emekçilerin sorunlarını dinliyor, bildiriler dağıtıyor, gazete okuyor, kitaplar elden ele dolaştırıyordu.

Otobüs duraklarında siyaset konuşulurdu.

Kıraathanelerde memleket tartışılırdı.

Bir ekmeği paylaşan insanlar, düşüncelerini de paylaşırdı.

Mamak, yalnızca gecekonduların değil, umutların da inşa edildiği bir yerdi.

Elbette bedeller ödendi.

O sokaklardan nice genç anti-faşist mücadelede toprağa düştü.

Nice anne yıllarca cezaevi yollarını aşındırdı.

Nice baba Mamak Cezaevi’nin duvarları arasında ömrünü tüketti.

Kömür kuyruğunda bekleyen insanların çocukları, adalet kuyruğunda da beklemeyi öğrendi.

Ben de o günlerin tanığıyım.

Gençliğim Natoyolu, Tuzluçayır semtinde, Mamak sokaklarında geçti.

1970’leri de yaşadım.

12 Eylül sabahının karanlığını da…

Bu yüzden “Deniz Göktaş gözaltına alındı” haberini duyunca yalnızca bir komedyeni düşünmedim.

Bir hafızayı düşündüm.

Bir semti düşündüm.

Bir kültürü düşündüm.

Çünkü Mamak insanı, memleket meselelerine kayıtsız kalmayı pek bilmez.

Deniz Göktaş da o mahallenin çocuğu olarak mizahı yalnızca güldürmek için değil, düşündürmek için kullandı. Yaşamın içindeki çelişkileri, iktidarı, toplumu ve insanı sahneye taşıdı. Mizahın en güçlü yanı da budur zaten kahkahayı, hakikatin dili haline getirebilmesi.

Fakat otoriter zihniyetlerin en çok korktuğu şey bazen bir slogan değil, bir kahkahadır.

Çünkü insanlar güldüklerinde korkuları kovalar, korkutur, ürkütür.
Biz, gülerken Deniz’ler rahatınızı bozmaya devam edecekler.

Eleştiriye tahammül edemeyenler, mizaha da tahammül edemezler.

Oysa mizah, toplumun aynasıdır.

Aynayı kırabilirsiniz ama yüzdeki izi silemezsiniz.

Bir sanatçıyı susturabilirsiniz ama toplumun hafızasını susturamazsınız.

Deniz’i gözaltına alabilirsiniz, hatta özgürlüğünü bir süre elinden alabilirsiniz, ama insanların gülme hakkını, düşünme cesaretini ve sorgulama iradesini zincire vuramazsınız.

Mamak bunu çok iyi bilir.

Çünkü Mamak, baskının karşısında dayanışmayı öğrenmiş insanların mahallesidir.

Bugün belki sokaklar değişti.

Gecekonduların yerinde apartmanlar yükseldi.

Helkelerle su taşınmıyor artık.

Ama hafızalar hala o günlerden besleniyor.

Ve biliyorum ki güneşi elleriyle tutmaya çalışan insanlar oldukça, onları susturmak isteyenler de olacaktır.

Ama tarih bize şunu öğretti:

Karanlık ne kadar uzun sürerse sürsün, güneş her sabah yeniden doğar.

Biz yine güleceğiz.

Çünkü kahkaha, bazen en güçlü itirazdır.

Ve Deniz’ler…

Onlar güldürürken düşündürmeye devam edecekler.

Güneşten ışık yontanlara…

Başını eğmeyenlere…

Karanlığın ortasında gülmeyi unutmayanlara…
Bin selam olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 − 4 =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER