Türkiye’nin yakın tarihinde bazı isimler vardır; görevleri biter ama etkileri bitmez. Hasan Ali Yücel işte o isimlerden biridir.
1897’de İstanbul’da doğdu. Öğretmenlikten gelen bir aydındı. Kalemi vardı, fikri vardı, en önemlisi memleket derdi vardı. Ama onu tarihe asıl yazdıran dönem, 1938–1946 arasında yürüttüğü Millî Eğitim Bakanlığı oldu.
O yıllar sıradan bir bürokrasi dönemi değildi. Cumhuriyet, cehaletle savaşın en kritik cephesindeydi.
Hasan Ali Yücel bu cephede geri durmadı.
Bugün hala tartışılan, özlemle anılan Köy Enstitüleri onun döneminde hayata geçti. Anadolu’nun yoksul çocukları ilk kez yalnız okumayı değil; üretmeyi, düşünmeyi, sorgulamayı öğrendi. Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı eminim ki ülke bugün bu durumda olmazdı.
Yücel’in en büyük devrimlerinden biri de Tercüme Bürosu hamlesiydi.
Dünya klasiklerini Türkçeye kazandıran büyük çeviri seferberliği başlatıldı. Homeros’tan Shakespeare’e, Balzac’tan Dostoyevski’ye kadar yüzlerce eser Türk okuruyla buluştu.
Çünkü Yücel şuna inanıyordu:
Bir ülke yalnız fabrikayla değil,
kitapla ve eğitimle kalkınır.
Elbette bu aydınlanma hamlesi herkesi memnun etmedi.
Köy Enstitüleri hedefe kondu.
Aydınlanmacı eğitim anlayışı eleştirildi.
Siyasetin sert rüzgarları sonunda Hasan Ali Yücel görevinden ayrıldı.
Ama…
Bazı miraslar koltukla ölçülmez.
Bugün hala Anadolu’nun dört bir yanında Köy Enstitülerinden yetişmiş öğretmenlerin izi varsa, bu Yücel’in attığı tohumların sonucudur.
26 Şubat 1961’de aramızdan ayrıldı.
Arkasında ne büyük servetler bıraktı ne şaşaalı makamlar.
Ama çok daha kıymetli bir şey bıraktı:
Bir aydınlanma vizyonu.
Bugün eğitimde niteliği, kültürde derinliği, düşüncede özgürlüğü konuşuyorsak, Hasan Ali Yücel’i hatırlamak zorundayız.
Çünkü bazı insanlar ölmez…
Yaktıkları ışıkla yaşamaya devam ederler.
Hasan Ali Yücel de o ışığı yakanlardan biridir.

YORUMLAR