Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dursun Bulut
Dursun Bulut

PARTİ AYAKÜSTÜ KARARLARLA YÖNETİLEMEZ!

Öncelikle Venezuela’da meydana gelen depremlerden dolayı tüm Venezuela’lılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, ölenlere rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum. Birleşmiş Millet’lerin (B.M.) bir an önce yardım elini uzatmasını umuyorum.

Deprem ülkesi olan Türkiye’nin böylesine acıların yaşanmaması için süratle hareket etmesi gerektiğini söylemek istiyorum ancak Türkiye maalesef geri bıraktırılmış bir ülkedir. Depreme karşı önlemde henüz çok geride. Partimiz bu konuyu ve çözümlerini öne çıkarmalı.

Ülkemiz yaklaşık 76 yıldır(bazı kısa dönemler hariç), sağcı anlayışla yönetiliyor. Bu sağcı anlayış, emperyalizmle iç içe ülkemizi yönettiler. Sayın Menderes: “Ülkenin her mahallesini küçük Amerika’ya dönüştüreceğiz”, Sayın Demirel: “Bizim bir politika üretmemize gerek yoktur. Onlar düşünürler, taşınırlar, biz de ‘Evet’ deriz, ama, ‘Hayır’ diyemeyiz. Çünkü ‘Hayır’ dersek, şemsiyenin altından çıkarılırız”, Sayın Özal: “Ben zengini severim” ve Körfez Savaşı döneminde “bir koyup üç alacağız”, Sn Çiller: “AB Gümrük Birliği Antlaşmasını ben imzaladım, Türkiye’yi 1998’de AB’ne ben sokacağım” ve Sayın Erdoğan: “BOB’un eş başkanıyım” sözleriyle Amerika’ya yakınlıklarını ve birlikteliklerini ifade etmişlerdi.

Bu ifadelerde bulunanlar, ne Türkiye’yi Küçük Amerika yaptı, ne bir koyup üç aldı, ne Gümrük Birliğini imzalayarak dış ticaret açığımızı kapattı, ne de Ortadoğu’da kanın akmasını durdurdu. Filistin, İran, Suriye, Irak, Libya her saat diken üstündeler. Bu ülkelerde demokrasi çok uzaklardadır.

Bizde de demokrasi maalesef raflarda sergileniyor. Dolayısıyla demokrasinin yerine otokratik bir işleyiş var. Türkiye’de solcu olmak zordur. Sol iktidarı kurmak ta zordur. Kolay solculuğa gelince, bunu tercih ettiğinizde tüm ilkelerinizden vazgeçmek zorundasınız. Çünkü, kolay solculuğu seçince partinin Dünya’ya, topluma bakışını anlatma yerine, AB’yi Amerikayı, güç odaklarını memnun etmeye çalışıyorsunuz, dolayısıyla kendiniz olamıyorsunuz ve halka inandırıcı gelmiyorsunuz. 42 yıldır siyasetin içindeyim gördüğüm manzara bu.

SHP döneminde yeterli olmasa da parti içi demokrasi vardı. Danışma Kurulları, Örgüt Toplantıları, Küçük Kurultaylar, Paneller, Konferanslar yapılıyordu. Ön seçim uygulanıyordu.

İstanbul adına son Tüzük ve Program Kurultayları dahil, çok sayıda Kurultaya katıldım ve bazılarında da İstanbul temsilcilerinden biriydim. Tüzük ve programın değişimine Rahmetli Erdal İnönü liderliğindeki SHP hariç, Kurultay’larda öze, içeriğe ilişkin süreci yaşatma yerine, Kurultay günü metinleri önümüze koydular. Hani liderler delegenin, üyenin hoşuna gitsin diye ön seçimden bahsederler ya, bu mümkün olmadı hiç…

Sistem, “atayayım seni, seç beni” ye dönüştü. Sağlıklı üye istenmedi, demokratik işleyiş yerine biat istendi. Ön seçim, yönetenlerin işlerine geldiği yerde veya kademede yapıldı. Dolayısıyla ön seçim göstermelik uygulamalara dönüştü. PM üyelerinin, MYK üyelerini seçmesi istenmedi. Örgütlerin, üyelerin, STK’ların, aydınların, odaların, sendikaların düşünceleri alınarak, kararlar üretilmedi. Kararlar, bir avuç lider kadrosuyla üretildi. Demokratik denetim, açıklık, katılımcılık, çoğulculuk unutuldu, ben merkezciliğe dönüldü.

Eğer saydığım ilkeler işletilseydi, ortalık yangın yeriyken ve de trafiğin en yoğun olduğu bir saatte konvoy kararı alınır mıydı? Televizyona dün çıkıp “dokunulmazlıkların kaldırılmasına oy vereceğiz ve bugünde verdiğimiz oydan pişman değiliz” denilir miydi?

Eğer ilkelere ve verilen sözlere uyulsaydı, 2024 yerel seçimlerinde İstanbul’da gösterilen adayların tamamı atama sistemiyle belirlenir miydi?

Eğer demokratik işleyiş savunulsaydı, partimiz mutlak butlan tuzağına düşer miydi?

Şimdi partimiz bölünmeyle karşı karşıya… bir grup diyor ki, “Olağanüstü Kurultaya git”, diğer grup diyor ki, “Eylül’de başlatırım”. Ayrıca üyelerin çok büyük bölümü sandıkların özgürce mahallelere konulup, konulmayacağı konusunda endişeli.

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Özel’e saygıyla sesleniyorum:

● Bugünkü yönetim bu anlayışla, diğer yönetim yeni bir parti kurma anlayışıyla devam ettiği sürece, parti bölünür. Bölünürse seçim kayıp demektir. Artık bunu görün!

● Parti dışındaki sol da iyi sınav vermiyor. Hiçbir parti diğer partilerin iç kavgalarına taraf olmamalıdır. Şüphesiz siyasi eleştirilerini yapmalı, ilkesel bakış bunu getirir. Ayrıca CHP’nin parçalanmasından sadece yararlanacak kesim iktidar olacağından hareketle muhaleffetteki sol partiler, CHP’deki kavganın bitirilmesinde uzlaştırıcı olmalılar.

● Kimse bize tozpembe düşüncelerini anlatmasın. Bir tek kurtuluşumuz var, o da: Parti içi demokrasiyi işleterek, her mahallede sandığı üyenin önüne koymak ve partilileri yeniden biraraya getirmektir. Sn.Kılıçdaroğlu ve Sn.Özel kavgayı bırakıp uzlaşın artık. Başka yolumuz yok. Hain, hırsız, arsız, utanmaz lafları bize yakışmıyor. Lütfen bize yakışanı yapmaya başlayın!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × one =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER