O kadar içimize gömdürdüler ki bizi, dünya’dan, ülkemizden kopardılar. Yanı başımızdaki savaş her şeyimizi alt üst etti. Savaşa karşı doğru dürüst bir duruşumuz yok. Emperyalizmin işgallerine karşı, Savaş’da başta kadınların, çocukların, sivillerin öldürülmelerine karşı çıkan güçlü, “Savaşa Hayır Mitingi” dahi yapamadık.
Yakında NATO zirvesi ülkemizde yapılacak. Bir kelime dahi edilmiyor. Ekonomik kriz derinleştikçe, derinleşiyor. İktidar, bugüne kadar yabancı sermayeye taviz üzerine taviz verdi, bugünlerde yeni bir taviz hazırlığında… yeter ki para gelsin, nasıl gelirse gelsin hesabında. Ama biz, birbirimizi kırıp dökmeye devam ediyoruz. Birbirimizi boğazlamaya hazır durumdayız. Sanki, yoksulluğa, çaresizliğe, baskıya karşı olma görevi, bu bozuk ekonomik düzeni yaratanlara bırakılmış gibi… çeteler ülkeyi sarmış, halk, esnaf, sanayici huzursuz, ktidar güya bu çetelere karşı işlem yapıyor ancak infaz kararlarıyla bir bir salıveriliyor, bunlara karşı bir tavrımız var mı, yok mu, bilinmiyor.
Sazlı Dere Barajı, üstünde köprüyle, etrafı onbinlerce konutla betonlaştırıldı. Kanal İstanbul ile İstanbul değil sadece, Karadeniz, Marmara, Kuzey Ege mahvedilecek, ekosistemi onarılması mümkün olmayacak yaralar alacak.
Maden işçilerine verilen sözler yerine getirilmedi. Şimdi Ankara girişinde etrafları polisle çevrili, partimiz tüm bu gelişmelerden kopmuş durumda, içindeki kavgayla meşgul.
Pazar günü 6 beldede seçim vardı. 4’ünü AKP, birini MHP, birini ise CHP kazandı. Bu sonuçlar elbette genele şamil değil, ancak ip ucu veriyor.
Seçmen: “İçine gömülü kaldığın sürece, sana beklediğin oy yok” dedi ve biz içimize gömüldüğümüz için bu olumsuzlukları konuşamıyoruz bile… ama sokağa, meclise, genel merkeze taraftar toplamaya devam ediyoruz.
Salı günü bir olumsuzluğu yeniden yaşadık, gelişmelere bakıldığında yaşamaya devam edeceğiz. İşte geleceğimizi belirleyecek konu da buradan düğümlü. Her iki kesime de saygı ile ve yoldaşca sesleniyorum:
● Doğru bulsak ta, bulmasak ta, yargı 37’inci Kurultay’dan çıkan PM’nin, partimizi yönetmesine karar verdi. Bu karar, Sn.Özgür Özel’in talimatıyla Yargıtay’a taşındı. Bu kararın bir an önce sonuçlanmasını sağlamak için hep birlikte çözüm üretmemiz gerekirken, bu durumu içinden çıkılmaz hale dönüştürmek, bizi daha atomize edeceği gün gibi belli. Hal böyleyken, bu kavgalı görüntülere devam etmek, yavaş yavaş sonumuzu getireceğini hepimiz biliyoruz. Taraflar öfkelerinden dolayı, bu vahim durumu görmezlikten geliyor. Bu ruhsal durumdan bir an önce çıkılmalı.
● Arınma çağrısından, karşılıklı düşmanlık üretilmemeli. Ancak doğrunun yanında yanlışlar, ilkesizler (Bolu, Antalya, Uşak, Görele gibi belediyeleri), savunulmamalı ve arınılmalı. Eğer bu operasyonları boşa çıkarmak istiyorsak, belediyeleri AKP’nin müfettişlerine bırakma yerine, parti kendisi denetlemeli ve “Temiz Eller Komisyonu” için adım atılmalı.
● Birbirimize, “Hain, Mutlak Butlan’cı, hırsız, biz yakarsak kimse söndüremez” diye seslenirsek ve pankart açarsak, bu partinin ve ülkenin sonu nereye gidecek? Dilimizi ne zaman kucaklayıcı dile dönüştüreceğiz? Artık şu gerçek görülmeli, parti ancak içindeki demokrasi işletilirse büyür.
● Partimize onlarca yıldır emek veren biri olarak, tarafım kişiler değil, partidir. Parti içi demokrasi, Sayın Baykal ile birlikte yok edildi. Aradan 16 yıl geçmesine rağmen, bir arpa boyu yol almış da değiliz. Umarım, sağlıklı düşünür, sağlıklı kararlar alırız. Tersi, kim görev yaparsa yapsın, sonumuz hüsrandır.

YORUMLAR