Okullar artık sadece bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda toplumun aynası.
Ve bu aynaya baktığımızda giderek daha fazla şiddet, öfke ve umutsuzluk görüyoruz. En acı olanı ise, Çocuklarımızı, yine çocuklarımızdan koruyamaz hale geliyoruz.
Bu bir tesadüf değil.
Bu, uzun süredir ihmal edilen bir sistemin sonucudur.
Eğitim sistemi, sadece sınav başarısına odaklanan, rekabeti körükleyen ve çocukları birer “yarış atı” gibi konumlandıran bir yapıya dönüştü. Duygusal gelişim, empati, birlikte yaşama kültürü ve psikolojik destek geri plana itildi. Okullar, öğrencilerin kendilerini ifade edebildiği, anlaşılabildiği alanlar olmaktan uzaklaştıkça, bastırılan öfke başka biçimlerde ortaya çıkmaya başladı.
Ailelerin ekonomik ve sosyal baskılar altında ezilmesi, çocuklara yeterli zaman ve ilgi gösterilememesi, dijital dünyada şiddetin sıradanlaşması ve rol modellerin giderek yozlaşması da bu tabloyu ağırlaştırıyor. Şiddet artık sadece bir “haber” değil, gündelik hayatın içine sızmış bir gerçeklik haline geliyor.
Eğitimci değilim, ancak idrak edebildiğim kadarıyla şunları söyleyebilirim.
Öncelikle sorunu inkar etmeden kabul etmek gerekiyor. Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, öğretmenler sadece akademik değil, sosyal-duygusal gelişim konusunda da desteklenmelidir. Eğitim sistemi rekabetten çok dayanışmayı, ezberden çok düşünmeyi, korkudan çok güveni esas almalıdır.
Ailelere destek mekanizmaları kurulmalı, çocukların dijital dünyadaki maruziyetleri bilinçli şekilde yönetilmelidir. Ve en önemlisi, çocuklara sadece “başarı” değil, “insan olma” bilinci kazandırılmalıdır.
Unutmayalım, Şiddet doğuştan gelmez, üretilir. Üretildiği yerde, yani bu sistemde, değiştirilmesi de mümkündür.
Bütün bunlar Bu iktidarın ürettiği olumsuzluklardır.
Her bakan değiştikçe eğitim sistemiyle oynadılar.
Her şeyin metalaştırıldığı, piyasacı, ticarileştirilmiş bir sistemin ürünüdür bu yaşadıklarımız.
Çocukları korumak istiyorsak, önce onları büyüttüğümüz düzeni sorgulamak zorundayız.

YORUMLAR