Kış uzun sürdü.
Rüzgâr sert esti.
Seller bastı.
Don vurdu.
Göl kıyısındaki kayık bekledi.
Ve bir sabah…
Gökyüzünde tanıdık bir kanat izi belirdi.
Yaren döndü.
Göçün en güzel tarafı gidişi değilmiş; dönüşüymüş meğer.
Çünkü gidiş bir zorunluluktur.
Dönüş ise sadakat.
Karacabey’in üstünde bir çember çizdi önce. Sanki “Buradayım” dedi. Sanki gölün hafızasını yokladı. Adem Yılmaz teknesinde başını kaldırdığında, zaman bir anlığına durdu. İnsan bazen bir kuşun kanadında kendi geçmişini görür.
Yaren sadece Afrika’dan gelmedi.
Bir mevsimin içinden, bir sabrın içinden, bir bekleyişin içinden geldi.

Göç, doğanın yasasıdır.
Ama dönüş, kalbin yasasıdır.
Kuşlar pusulalarını göğüslerinde taşır.
İnsanlar ise umudu.
Yaren’in gelişi şunu hatırlattı.
Her ayrılık sonsuz değildir.
Her giden kaybolmaz.
Bazıları gerçekten geri döner.
Gökyüzü bu yüzden kutsaldır; çünkü sözünü tutar.
Mevsimler bu yüzden adildir; çünkü döngüyü bozmaz.
Yaren’in kanadı göle değdiğinde su halkalandı. O halkalar sadece suyun üzerinde değil, insanın içinde de genişledi. Çünkü insan, döneni görünce inanır. Beklemenin boşuna olmadığını anlar.
Dünyanın dört bir yanında nice gidişler var.
Bazıları zorunlu, bazıları çaresiz, bazıları umutsuz.
Ama Yaren’in dönüşü şunu fısıldıyor:
“Dönmek mümkündür.”
Belki herkes için değil.
Belki her hikâye için değil.
Ama mümkün.
Ve belki de bu yüzden Yaren bir kuştan fazlası.
O, hatırlamaktır.
Sadakattir.
Döngüdür.
Sözünü tutan gökyüzüdür.
Adem Yılmaz’ın yüzündeki gülümseme, bir insanla bir kuş arasındaki dostluğun değil; hayatın devam ettiğinin kanıtıdır.
Yaren döndü.
Demek ki dünya hâlâ tamamen bozulmadı

YORUMLAR