Barış, hiç kimsenin itiraz etmediği ama herkesin bir tarafa çektiği,
Siyasetin diline düşünce neler olacağı belirsiz sihirli bir kavram.
Özellikle ABD Başkanları ne zaman barış, demokrasi, insan hakları deseler,
Çatışmalar, savaşlar yaşanıyor, insanlar ölüyor.
Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi…
*
Ülkemizde ise 1,5 yıl önce nedense iktidarın ve ortağının aklına düştü barış.
MHP-DB elini uzattı DEM Partisine, ardından terör örgütü liderini davet etti Meclise.
RTE-AKP’de “Terörsüz Türkiye” diye destek verdi bu davete,
Muhalefet yapanlar da barış adına katıldılar bu sürece,
“Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu Mecliste.
6 ayda 19 toplantı, 58 oturum sonunda “umut hakkı” çıktı, terör örgütünün başına.
*
Madalyonun arka yüzüne bakalım ve soralım.
• Açlığını ve yoksulluğunu dile getirenlerle…
• Yasa dışı uygulamaları dile getiren meslek odaları, bilim insanları, gazetecilerle…
• Çağdaş yaşamımızın temeli olan Demokratik Laik Cumhuriyetimizle barışık olmayan,
• Siyasi ve toplumsal muhalefete düşman…
RTE-AKP ve ortağı barışı ve umudu kimin için istiyor?
*
Fırsatçı ve çıkarcı (oportünist) RTE-AKP’nin bu oyundan beklentisini öngörelim.
• Umut hakkını çıkararak DEM Partisinin desteğini alacak,
• RTE’nin yeniden aday olabileceği Anayasa değişikliğini Mecliste yapacak,
• Öcalan Suriye’de BOP görevinin başına geçecek,
• Dostu Trump da mutlu olacak,
• Bu oyunun kurucusu MHP-DP de itibarlı ortak konumunu koruyacak.
Sonrası, gün ola harman ola…
*
Gelelim bu süreçte mecburcu konumuna sokulan Cumhuriyet Halk Partisine (CHP).
Meydanlarda ve kamuoyu yoklamalarında halkın umudu ve desteğiyle açık ara öndeyken,
Bu oyunda ben de varım dercesine,
“Toplumsal Barış ve Demokrasi” konferansı düzenlemekle,
Kürt kökenli yurttaşlarımızın sempatisini ve oylarını alacağını düşünmek yanlıştır.
Kökenine göre oy verecek olanın desteği gerçek sahibinedir.
Toplantıyı izleyen Bedri Baykam konuşulanları yazdı Cumhuriyet’te,
Halkın derdi başka, siyasetin derdi bambaşka…
*
Cumhuriyet Halk Partisi’ne anımsatmakta yarar var,
RTE-AKP ve DEM-P neden 1921 Anayasası’nı esas almak istiyorlar?
Çünkü, 1924 Anayasa’sında Madde 88- “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir” yazar. Yazan da CHP’dir.
CHP Kurucu Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk Medeni Bilgiler kitabı kitabında yazmış (1930),
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir”
Barış denince de akla Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözü gelir.
“Cumhuriyet Halk Fırkasının müstakar (değişmez) umumî siyasetini şu kısa cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim: Yurtta sulh, cihanda sulh için, çalışıyoruz.” (20 Nisan 1930)
Yurtta Barış’ı sağlamanın yolu,
Ülkemizin neresinde doğarsa doğsun, herkesi insan ve yurttaş olarak görmektir,
Ayrım yapmaksızın hak ve özgürlüklerine ve insanca yaşama koşullarına sahip olmaları için çalışmaktır.
Cumhuriyetin anlamı ve felsefesi de budur.
*
Etnik köken, inanç ve mezhep temelinde yapılan siyasetin demokrasilerde yeri yoktur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkelerinde ve kurduğu Cumhuriyet’in temelinde de yeri yoktur.
Etnik köken siyaseti ırkçılıktır,
İnanç ve mezhep siyaseti ise teokrasidir.
Bu bölücü siyasetin asıl sahibi,
“Ulus devletler 1919’dan beri bizi engelliyor” diyen Barrack’ın sözcülüğünü yaptığı ABD emperyalizmidir.
Bu siyasete sarılanlar da Cumhuriyeti yok etmek isteyenlerdir.
Devir ve siyasetin şekli değişti deniyorsa,
Parti, Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkar.
Devrimci ve Halkçı kimliği ile bu Kara Düzeni değiştirmek için,
Gerçekleri görmek ve adında taşıdığı Cumhuriyet’le ve Halkla buluşmaya devam edilmelidir.
*
Hafta sonu başka bir etkinlik daha vardı Ankara’da.
Emperyalizmin bu sömürü düzenini reddeden,
Milli Mücadeleye, Cumhuriyete, Laikliğe sahip çıkan TKP’nin,
“Dalgaları karşılayan gemiler gibi: TKP meydan okuyor” etkinliği.
Gençliğin ilgisi, katılımı ve coşkusu ile verdiği mesaj dikkat çekiciydi.
KAYNAK: Medyasiyaset.com

YORUMLAR