SÖYLEŞİ/Sait TEMUR
Cumhuriyet Halk Partisi son günlerde ülkenin birinci gündemi.

Evde, işyerinde, kahvede, otobüste, televizyon ekranlarında tek konu var o da: “Cumhuriyet Halk Partisi”
SAĞDUYUNUN SESİ FATİH KORKMAZ ‘DAN “SİYASET DERSİ” GİBİ BİR YAZI
30 yılı aşkın bir süredir tanıdığım aklına ve vicdanına güvendiğim İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ilkeli Müfettişlerinden değerli dostum Fatih Korkmaz’a “Ne düşünüyorsun?” dedim. “Sana yazarım” diyerek telefonu kapattı.
Kısa bir süre sonra aşağıdaki yazıyı gönderdi.
İşte o yazı:
“1950’li YILLARDAN BUGÜNE”
Susarak karşı tarafı haklı görmediğim gibi, konuşarak da kendimi haklı çıkaramayacağımı düşündüğüm için yazmaya karar verdim.
Bir düşünürün dediği gibi:
“En içten sessizlik susmak değil, konuşmaktır.”
O hâlde kimseyi aşağılamadan, kimseyi kırmadan, “En iyi ben bilirim.” demeden; kimseye “Sen hırsızsın, sen hainsin.” yaftası yapıştırmadan, benlik duygusuna kapılmadan, düşüncelerimin bir özetini sizlerle paylaşmak istedim.
Bazı arkadaşlarım ve dostlarım sık sık soruyor:
“Kemal Bey hakkında ne düşünüyorsun?”
Ardından da şu sözleri sıralıyorlar:
“Kemal Bey AKP’nin aparatıdır.”
“Kemal Bey haindir.”
“Kemal Bey satılmıştır.”
Ve benzeri birçok suçlama…
Ben de diyorum ki: “Zaten sen bir kanaate varmışsın, benim ne söylememi istersin?”
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Ben, Kemal Bey’in elini sıkmış, ondan nasihat almış, onun sayesinde makam sahibi olmuş, milletvekili seçilmiş ya da siyasi kariyer edinmiş biri değilim.
Kemal bey’i, 2002 yılında Sivas Milletvekili seçilen Prof. Dr. Nurettin Sözen Başkanımızın danışmanı olarak Meclise gittiğimde tanıdım.
Siyasete olan merakım yüzünden Genel Kurul toplantılarını fırsat buldukça balkondan canlı olarak izlemeye çalışırdım. Kemal Bey, Haluk Hoca en çok dikkatimi çeken vekillerdi. Kemal Bey; sakin, çalışkan, bilgi ve belgeye dayalı konuşmalarıyla güven veren bir siyasetçiydi.
O yıllarda Deniz Bey genel başkandı. Birçok partili Mecliste hocayı ziyarete geldiğinde Deniz Bey’in gitmesi gerektiğini söylerdi. Sözen Hocam da “Tamam arkadaşlar, Deniz Bey gitsin de kim gelsin?” dediğinde ortam sessizleşirdi. Bir gün yine benzeri bir sohbetin içinde buldu kendisini. Aynı soruyu sorduğunda bu sefer yanıt benden gelmişti. “Başkanım,” dedim, “Haluk Hoca var, Kemal Bey var.” O gün için genç bir danışman arkadaşın öngörüsüne ne kadar itibar edebilirdi ki?
Yıllar sonra Haluk Hoca, Deniz Bey’in karşısına aday oldu, kaybetti. Sonrası malum; Kemal Bey CHP Genel Başkanı oldu.
Bazılarına göre projeydi, bazıları için de kaset kumpasıyla gelmişti. Eğer kaset kumpaslarıyla bu işler olsaydı, 17/25 Aralık’ta Türkiye’nin bütün siyasi iklimi değişmeliydi.
Kemal Bey’i adaylaştıran en önemli unsur, Uğur Dündar’ın sunduğu “Arena” programında canlı yayında Melih Gökçek karşısında göstermiş olduğu performanstır.
Meclis yılları çabucak gelip geçti. Mecliste Türkiye siyasetini ve siyasetçisini yakinen tanıma fırsatım oldu. İnanın, siyasete olan merakım, hevesim, heyecanım kalmamıştı. Bütün duygularımı Ankara’da bırakıp döndüm.
Siyasetin ve siyasetçinin bir ağırlığı olmalı.
1990’lı yıllarda Sözen Başkanımızın özel kaleminde görev yaparken Erdal Bey’i, Aydın Hoca’yı ve daha birçok değerli bilim ve siyaset insanını yakından tanıma fırsatım oldu. Bugün siyaset yapanların kaçını bu isimlerin yanına koyabilirsiniz?
Kemal Bey’e “Hainsin, AKP’nin aparatısın.” ifadelerini dillendirenlerden bazılarını tanırım. Kendi mahallesine geldiğinde AK Parti için söylemediğini bırakmaz, diğer tarafta da AK Partili bazı kişilerle kurdukları sıcak ilişkilerden dolayı o mahalleye gidince avucunu ovuştururlar.
Ekrem Bey’i yanlış kadrolaşma, belediyeyi bir şirket yönetme mantığında idare etmeye çalışması, örgütü dikkate almaması; kadroların çoğunluğunun eski AKP döneminde işe girmiş militan partililer, İYİ Partili ve MHP’li kadrolardan oluşturulması yanlıştı. Bu nedenle eleştirdik.
Bu kadrolar eski dönem,özellikle Sayın Sözen döneminde işe girmiş çalışma arkadaşlarımıza, zulüm ve baskı uygulayarak emekli olmaya zorladılar. Memuriyeti yanmasın diye mobinge maruz kalan bir çok arkadaşımız emekli olmak zorunda kaldı. Çalışmak zorunda kalan arkadaşlarımıza hala baskı yapıldığını duyuyoruz.
Çok umutlanmıştık 25 yıl sonra Belediye sosyal demokratların yönetimine geçmişti. Sabırla bu günleri görmek isteyen arkadaşlarımız yıllarca AKP tarafından örülmüş duvarın yıkılmasına çok sevinmişti. Ama hiç bir şey düşündüğümüz gibi olmadı.Yıkılan bu duvarın altında bizler kaldık.
25 yıl AKP döneminde görmediğimiz zulmü bizlere de yaşattılar. Yaşadığımız sıkıntıları parti yöneticilerine, seçilmiş meclis üyelerine, hatta milletvekillerinin bazılarına söylememize rağmen; Ekrem Başkan’la araları açılmasın, başkanla ters düşmemek niyetiyle bizi görmez, duymaz oldular.
İdeolojik birikimi olmayan, hayatta CHP’nin kapısının önünden geçmemiş, kendisine danışman seçtiği bazı kişilerin sonunda mahkemeye sundukları sayfalar dolusu itiraflarını okuyup gördük. Suçlu kim? Biz miyiz? Kemal Bey mi?
Elbette ki sevinmiyoruz. “Oh olsun.” demiyoruz. Mahpushanede bir gün geçirmenin bedeli yoktur. Umarız en kısa sürede dava sonuçlanır. Önemli olan, bu yaşananlardan dersler çıkarılır.
CHP geleneğinde genel başkanlar eleştirilmez diye bir kanun yoktur.
1970’li yıllarda yeni yeni CHP’nin kapısından içeri girdiğimiz günlerde, CHP içerisinde örgütlenen birçok fraksiyon vardı. Sürekli tartışmalar yapılır, CHP içinde olmalarına rağmen en çok CHP eleştirisi yapılırdı. Ama ilk defa bir genel başkana “hain” denildiğini duyuyorum.
Seversiniz sevmezsiniz, eleştirirsiniz, hatta nefret de edebilirsiniz. Ancak 78 yaşına gelmiş, 13 yıl boyunca partinin genel başkanlığını yapmış bir kişi hakkında kullanılan bazı ifadelerin; parti geleneği, siyasi kültür ve insani değerler açısından hoş olmadığını belirtmek isterim.
Ne yazık ki bizim toplumumuzda dürüst ve namuslu siyasetin karşılığı yoktur. Sözen Başkan o dönemde adı şaibeye karışmış ilçe belediye başkanlarını kapıdan içeri sokmazdı. Bilenler bilir. Bugüne baktığınızda bu kişilere altın madalya takıp kupa veriyorlar.
İSKİ skandalını Hürriyet gazetesinde görev yapan rahmetli Yıldırım Çavlı haber verdiğinde hocanın tavrına yakinen tanıklık etmiş birisiyim. Hemen Genel Sekreter Yardımcısı rahmetli Avukat Mehmet Danışmanı çağırıp, İçişleri Bakanlığına yazı yazılıp müfettiş talep edilmesi ve savcılığa suç duyurusunda bulunulması talimatını vermişti.
Şimdiki arkadaşlarımız da çikolata kutularında çıkan dolar ve avroları neredeyse görmezden geliyorlar.
Tabii ki yargının kararlarını eleştirebiliriz. Anayasa Mahkemesinin kararlarının yerine getirilmediği bir ülkede yaşıyoruz. Neden Nurettin hocamızın o gün yaptığı çıkışı siz yapmadınız? Yargı o gün de vardı. O gün de iktidarda bulunan ANAP’tı. Genel müdürünü yaptığı usulsüz işlerden dolayı adalete teslim eden kişi olarak tarihe geçen başkandır Nurettin Sözen.
Siz de bütün bu iddiaların içi boş deyip savunma yapacağınıza “Aklanın, gelin.” deseydiniz, parti bu kadar tartışmaların içinde boğulup kalmazdı.
VEFA:
Siyasette durduğun yer, fikrin, düşüncelerin değişebilir. Ama insan olan vicdanını ve onurunu kiralayamaz.
Ekrem Başkanı Beylikdüzü’nden alıp Türkiye’ye, hatta dünyaya tanıtan isimdir Kemal Bey. Özgür Bey ve diğerleri için de durum aynıdır. Kaybedilen seçimin sıcaklığı tazeyken “değişim” deyip harekete geçmesi, nefsin mantığın önüne geçmesi bugünlerin yaşanmasına neden olmuştur.
Çevresindeki bazı kişilerin gazına gelip hem kendisini hem partisini bu durumlara düşürdü. Yaşın genç, bir dönem daha başkanlık yap, halkta karşılığın var. İnsanlar sizi seviyor.
Bizim memlekette sıkça söylenir: “Aloş aloş deyip aloşu kurda verdiler.” Evet, Ekrem Bey’in durumu tam da böyle oldu. Kendi ektiğini biçiyor. İnsan duygusaldır. Kemal Bey de ona yapılan bu vefasızlığın duygusallığına yenilip yapmaması gereken bazı şeyleri yapıyor olabilir. Onunki insani bir tepki. Elinden tutup Türkiye siyasetiyle buluşturduğu birçok insanın ihanetine uğramasını hazmedememiş olmasını neden küçümsüyoruz? Kendinizi onun yerine koyun.
“13 seçim kaybetti. Başarısız.”
Kemal Bey başarısızsa kaç dönemdir Kemal Bey’in sağ kolu sizler nerdeydiniz?Partinin yol haritası çizilirken onca arkadaşınızla Kemal Bey’in yanında değil miydiniz? Hangi projeyi sundunuz da Kemal Bey “yok” dedi? “Evet” deyip kaldırdığınız parmaklar bizim miydi?
Başarırsak biz yaptık, kaybedersek suçlu Kemal, değil mi? CHP bugüne kadar girdiği her seçimi kazanmış da Kemal Bey gelince mi işler tersine döndü?Gülerler insana…
Ne söylerseniz söyleyin, ne derseniz deyin, ne yazarsanız yazın, “Hırsız Kemal.” diyemiyorsunuz ya; sizi delirten, içinizi yakan, kullandığınız bu nefret dilinin asıl nedeni bu. “Siyasallaşmış yargı.” deyin, “Erdoğan yargısı.” deyin, “İddianamelerinin içi boş.” deyin. Birkaçı bile doğruysa utanmayacak mıyız? Yüksek Seçim Kurulu sizin lehinize karar verince taraflı yargı olmuyor, değil mi?
Bu ülkede insani değerleri önceleyen, dürüst ve namuslu insanların kıymeti çoğu zaman bilinmez. Yetmezmiş gibi; bu insanlar aşağılandı, hakarete uğradı ve rencide edildiler.
Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir ki Türkiye’nin siyasi yapısı ağırlıklı olarak sağ siyasetin belirlediği bir zeminde şekillenmiştir. 1950’den bu yana baktığımızda CHP’nin ara sıra koalisyonlar dışında bir dönem hariç iktidar yüzü görmemiştir.
1974 Kıbrıs Harekâtı sonrasında Bülent Ecevit liderliğinde alınan yüzde 42’lik oy bile tek başına iktidar olmasına yetmemiş, Millî Selamet Partisi ile koalisyon kurulmuştur. O koalisyonun da ömrü 6 ay kadar sürdü.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu için “13 yıl genel başkanlık yaptı, bütün seçimleri kaybetti.” deniliyor. Deniz Baykal da 15 yıl CHP’de genel başkanlık yaptı. Parti, Deniz Bey döneminde baraj altında kaldı. Ancak o gün bile Kemal Bey’e yapılan ağır hakaretlerin benzerleri Deniz Bey için yapılmadı.
Partinin geçmişini değerlendirirken Türkiye’nin siyasi gerçeklerinden bağımsız düşünemeyiz. CHP’nin tarihini Türkiye’nin tarihinden ayırarak okumak mümkün değildir.
Kemal Bey’in sıkça eleştirilen “Helalleşme” ve “Halil İbrahim Sofrası” söylemlerine bugün farklı gözle bakmak gerekiyor. DEM Parti’nin, İYİ Parti’nin ve diğer sağ kökenli partilerin desteklerini denklemden çıkardığınızda CHP’nin geleneksel oy oranı ortadadır.
Bugün ortaya çıkan geniş muhalefet ittifakının ve CHP’nin ulaştığı noktaların temelinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yıllar süren emeği vardır. Kurulan köprüler, açılan diyalog kanalları ve oluşturulan siyasi zemin bir günde ortaya çıkmamıştır.
“Üç ayda partiyi birinci yaptık.” demek elbette siyasetin doğal söylemlerinden biridir.
Bunun diğer adı “siyaset cambazlığıdır.” Ancak Türkiye gibi siyasi alışkanlıkların güçlü olduğu bir ülkede hiçbir başarı üç ayda ortaya çıkmaz. Bu başarılar yılların emeğinin, sabrının ve birikiminin sonucudur.
Emeği geçen herkesin hakkını teslim etmek gerekir. Nasıl ki bugün hasat yapılıyorsa, o tarlayı yıllarca süren emekle ekenleri de unutmamak gerekir.
Yarın siyaset sahnesinde olanların çoğunu o makamlarda göremeyeceğiz. CHP hep var olacaktır. O yüzden kişisel ikbalden çok partinin geleceği tartışılmalı.
Son söz olarak şunu ifade etmek isterim:
Dilerim ki önümüzdeki yıllar; ayrışmaların değil birleşmelerin, öfkenin değil samimiyetin, vefasızlığın değil vefanın kazandığı yıllar olur.
Saygılarımla
Fatih KORKMAZ
(Emekli Belediye Müfettişi)
