Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MURAT SABUNCU ÖZGÜR ÖZEL’İ YAZDI

CHP Lideri Özgür Özel’in ortaya koyduğu mücadele tablosunu önemli yapan

CHP Lideri Özgür Özel’in ortaya koyduğu mücadele tablosunu önemli yapan yalnızca engellemelere rağmen yağmurda yürüyüş ya da TOMA’ya sembolik bir tırmanış değildi; liderlik biçimine dair verilen mesajdı. Türkiye gibi devlet ile yurttaş arasındaki mesafenin giderek açıldığı dönemlerde, liderin kürsüden inip sokağın fiziksel atmosferine dahil olması, destekçileri açısından “yalnız değiliz” hissi üretir. Demokrasi mücadelelerinde moral bazen hukuki metinlerden daha güçlü bir siyasal enerji yaratır. Elbette bunu siyasal bir strateji ile birleştirmek de gerekir. CHP’yi ‘baba ocağı’ndan bir adım ileri taşıyacak, sadece siyasi elitlerin değil halkın da olacağı stratejiye… Üçüncü açılışa davet böyle olur…

19 Mart 2025 ne kadar tarihi bir gün ise 21 Mayıs 2026 ve onu takip eden 24 Mayıs 2026’da öyle anılacak. 

19 Mart, ana muhalefet partisi CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile yakın çalışma arkadaşlarının tutuklanmasına giden sürecin başlangıcıydı. O gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel belediye binasının bulunduğu Saraçhane’ye geldi, orada yatıp-kalkarak duruma itiraz eden yüzbinlerce vatandaşın ‘en ufak bir taşkınlık olmadan’ demokratik itiraz haklarını kullanmalarına öncülük etti. Hem sokağı dinledi hem sokaktan aldığını-duyduğunu milyonlara aktardı. O gün belki de bu direnç olmasaydı belediyeye kayyım da atanabilirdi, yapılmadı. Özel 19 Mart’tan itibaren bir yıl boyunca İstanbul’un tüm ilçeleri ve Türkiye’nin dört bir yanında kalabalıklara ‘yaşananların siyasi olduğunu’ anlattı. Anket sonuçlarına göre yüzde 65 civarında bir kitle ‘yaşananların hukuk dışında olduğunu düşündüğünü’ söyledi. 19 Mart sonrası eylemlerin; önce ‘kış şartları’, sonra ‘yaz sıcakları’, tatile giriş, kitlenin sıkılacağı iddialarıyla tavsıyacağı, iptal olacağı ya da katılımın az olacağı tahminleri yapıldı. Öyle olmadı. CHP hemen her yerde meydanları doldurdu. 

21 Mayıs ise başka bir durumun; aylardır konuşulan ‘mutlak butlan’ın sonuçlandığı gün oldu. Anayasa’nın 79. maddesine göre YSK kararlarına itiraz mümkün değilse de istinaf mahkemesi ‘butlan’ kararını verdi. Üstelik karar tedbirli alınmıştı. Yani ‘genel başkan ve yönetimin tamamı hemen eski haline’ gelecekti. Yani eski genel Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibi. Ne ilginç bir tesadüf ki Kılıçdaroğlu karardan bir gün evvel bir video yayınlamış, partide arınmadan bahsetmişti. Durumun 19 Mart’tan, yani doğrudan iktidar üzerinden geldiğinin düşünülmesinden bir farkı vardı. 21 Mayıs’ta yapılan ‘parti içinden küçük bir grup ile eski genel başkanın da desteğini’ almıştı. Yani ‘CHP’nin içi karıştı’ denilebilecekti.  

24 Mayıs Pazar gününe gelindiğinde ise sabah saat 07.00’de Kılıçdaroğlu ile hareket eden milletvekilleri arkalarında ‘partili olduğu kuşkulu’ bir kalabalıkla kol kola girmiş vaziyette CHP Genel Merkezi’ne gitti. Partide CHP lideri Özgür Özel ve milletvekilleri vardı. Sabah 7.00’de gelenlerin ‘hoş gelmemiş’ olduğu düşünüldü, içeri alınmadılar. Ardından Kılıçdaroğlu’nun ekibinin talebiyle bu kez öğle saatlerinde polis genel merkezin içine girdi. Gaz ile plastik mermi ile yapılan bu girişin memleketin ana muhalefet partisi genel merkezine yapılıyor olmasının elbette Türkiye’nin yeni yönü üzerine verdiği bir fikir vardı. Ancak Özel’in tüm yapılanlara rağmen yanındaki yakın çalışma arkadaşlarıyla Meclis’e yürüme fikri bir anda olayların seyrini değiştirdi. Yoğun yağmur altında, her geçen dakika büyük kalabalıkla yüründü. Yol TOMA’lar tarafından kesilince Özel TOMA’nın üstüne çıktı. Ardından da alanda ‘miting yapıldı’ oradan da Meclis’e gitti. Orada yaptığı konuşmadaki bir bölüm önemliydi: 

“Bu parti 9 Eylül 1923 günü Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından açıldı. Bu partiyi 80 darbecileri kapattılar. 9 Eylül 1992 günü parti yeniden açıldı ve o günden beri faaliyetlerine devam ediyordu. 21 Mayıs 2026 günü AK Parti’nin yargı kolları ve butlan kolları Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir kez daha kapattı. Sizi, partinin üçüncü kez açılışına davet ediyorum…” 

Bu davet Özgür Özel’in 19 Mart’tan beri ‘halkla beraber’ yürüttüğü siyasetin yeni bir aşamasına işaret ediyor. Özgür Özel’in önce Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ndeki gece-gündüz bekleyişi, ardından partiye getirilen butlan tebliğini yırtıp atması, yağmur altında yürüyüşe katılması ve son olarak bir TOMA’nın üzerine çıkması, Türkiye siyasetinde semboller üzerinde yapılan bir siyasetin de örneklerini veriyor. Daha önce Kürt siyasi hareketinin, tüm Türkiye’ye seslenmeyi-oy almayı başarmış Selahattin Demirtaş’ın gazeteci olarak şahit olduğum mücadelesini de hatırlatan kimi sahneler gözümün önüne geldi. Toplumun geneline konuşmayı başaran, sadece sözüyle değil bedeniyle de mücadele eden lider. 

Türkiye’de muhalefet uzun yıllardır çoğu zaman “kurumsal açıklama siyaseti” ile sınırlandı. Basın toplantıları, metinler, grup konuşmaları… Ancak özellikle son yıllarda iktidarın sertleşen dili ve devlet gücünün görünürlüğü karşısında, seçmenin bir bölümünde “sahada görünmeyen muhalefet” eleştirisi büyüdü. Bugün ortaya çıkan tabloyu önemli yapan yalnızca bir yürüyüş ya da sembolik bir tırmanış değildi; liderlik biçimine dair verilen mesajdı. Üstelik hakkında soruşturma açılmış da olsa yürüyüş boyunca provokasyon olmadı-partililer izin vermedi. Türkiye gibi devlet ile yurttaş arasındaki mesafenin giderek açıldığı dönemlerde, liderin kürsüden inip sokağın fiziksel atmosferine dahil olması, destekçileri açısından “yalnız değiliz” hissi üretir. Demokrasi mücadelelerinde moral bazen hukuki metinlerden daha güçlü bir siyasal enerji yaratır. Elbette bunu siyasal bir stratejiye dönüştürmek de gerekir. CHP’yi ‘baba ocağı’ndan bir adım ileri taşıyacak, sadece siyasi elitlerin değil halkın da olacağı stratejiye… 

TOMA’ya çıkma görüntüsü ise başka bir düzleme işaret ediyor. Çünkü TOMA Türkiye’de yalnızca bir araç değildir; üniversite protestolarından işçi eylemlerine kadın yürüyüşlerine kadar devletin sert yüzünün sembollerinden biri haline geldiği için. Bir muhalefet liderinin o aracın üzerine çıkması, doğal olarak “iktidarın korku mekanizmasına meydan okuma” olarak da okunur. Bu nedenle görüntü kısa sürede yalnızca bir protesto anı olmaktan çıkıp siyasal hafızaya yazılabilecek bir kareye dönüştü. 

Ancak burada şunu da eklemek gerekir: Demokrasi mücadelesi yalnızca sembollerle kazanılmaz. Sembol, stratejiyle birleşirse anlam kazanır. Eğer bugünkü görüntüler, toplumsal kesimleri bir araya getiren daha geniş bir demokratik hattın başlangıcı olursa, o zaman bu anlar tarihte bir dönüm noktası olarak anılabilir. Aksi halde yalnızca güçlü fotoğraflar olarak kalırlar. Yine de siyasette bazı anların psikolojik etkisi vardır. Özellikle korkunun yaygınlaştığı dönemlerde insanlar yalnızca ne söylendiğine değil, kimin ne kadar risk aldığına da bakar. Bugün verilen mesaj biraz buydu: “Demokrasi-hukuk ve haklar için geri çekilmeyeceğiz.” 

Bitirirken… 

Türkiye ‘bayram’a hazırlanıyor. Bayramlar uzun süredir ortak mutlulukların günü olmaktan uzak. Bu bayram da genel merkezi polis tarafından basılmış, yargı kararıyla yönetimi değiştirilmeye çalışılan ana muhalefet, AYM-AİHM kararlarına rağmen hapiste tutulan isimler, uzun tutukluluklar yüzünden eşlerinden-evlatlarından-annelerinden-babalarından uzak aileler, bir gecede iki satır yazıyla okulları kapatılan öğrenciler, elbette tüm bunlara bakarak gelecekten ümidini kesen milyonlarca gencin üzüntüsüyle geçecek. Demokrasi, hukuk, hiç kimseyi ayırmadan ortak-bir arada yaşayacağız bayramların gelmesi ümidiyle…. 

KAYNAK: T24